|
Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut
nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme
etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak
kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır. Zekanın farklı tanımlarının olmasına karşılık
zekaya ilişkin kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir
kapasite ya da potansiyel olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu
noktalarında birleşir. Buna göre zeka, bireyin doğuştan sahip olduğu,
kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir sisteminin işlevlerini
kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen
bir bileşimdir. Zeka bir çok zihinsel yeteneğin değişik durum ve koşullarda
kullanılmasını içerir. Bu yetenekler arasında başlıcaları: Sözel Anlayış: sözcükleri tanıma ve
anlama, Sözel Akıcılık: sözel ve yazılı olarak sözcük
ve ifadeleri çabucak bulabilme, Sayısal Yetenek: aritmetiksel işlemleri çabuk
ve doğru olarak yapabilme, Alansal ve Uzay ilişkileri: iki ve üç
boyutlu görsel algılamayı yapabilme, Bellek: işitsel ve görsel olarak belleme gücü, Algısal Hız: karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını
görebilme, zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme, benzerlik ve farklılıkları
doğru olarak algılayabilme, Mantıklı düşünme: muhakeme yürütebilme, olarak sayılabilir. Bir kişinin zeka seviyesi diğer koşullar eşit
tutulduğunda ne kadar zor işler başardığı, veya aynı güçlükteki
işlerden ne kadar çoğunu başarabildiği, veya ne kadar kısa sürede
doğru sonuca ulaşabildiği ile belli olur. Zekanın Biyolojik Temelleri Zeka ile beyin arasıda çok yakın bir ilişki vardır.
Zekanın beyinde yer aldığı kabul edilir. Bir insan beyninde 10
milyardan fazla sinir hücresi bulunmakta, her bir hücre ortalama 10.000
hücre ile bağlantı içerisinde çalışmaktadır. Nöron adı verilen
bu sinir hücrelerinde sinyaller çok karmaşık elektro-kimyasal olaylar
zinciriyle oluşan ve sayısı saniyede 1000 taneye kadar çıkabilen
titreşimler halinde iletilmektedir. Beyinin ne biçimde çalıştığı henüz çözümlenebilmiş
değildir. Belleğin işleyiş mekanizması, beyin algılama yaparken gösterdiği
esneklik yeteneği gibi konular bilim adamlarını yıllarca uğraştırmış
hala da ulaştırmaktadır. Bir kısım bilim adamları belirli işlerden beyinin
belirli bölgelerindeki hücreleri sorumlu tutarak konuya açıklama
getirirken, ünlü nörolog Karl Pribram hologram teorisini beyinle bağdaştırmak
üzere yaptığı çalışmalarda beyinin çevresi hakkındaki bilgileri sınıflandırılmamış
bir karmaşık düzen içerisinde aldığı, alınan bu bilgilerin
holografik, yani üst üste bindirilmiş dalgalar ve onların girişimleriyle
oluşan modele dayalı bir biçimde kaydedildiği ve daha sonra dışarıdan
gelen frekanslara göre bilgilerin alışkın olduğumuz mekan-zaman için
düzenlenerek, bilinen algı dünyasının oluştuğunu söylemektedir. Zekanın Yaşa Göre Gelişimi Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme
kaydetmektedir. Bu süre içinde en hızlı gelişme ilk iki yılda gerçekleşir.
Başlangıçta davranışı birkaç refleksten oluşan insan, iki yıl
sonunda kendi başına yürüyebilen, konuşabilen, bazı basit
problemleri çözebilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, basit
planlamalar yapabilen, hatırlayabilen bir kişi hale gelir. Sembollerle düşünebilme 11 yaşında başlar. 12 yaştan
sonra zekanın hızında azalma olsa da gelişmeye devam eder. Gelişmenin
en üst düzeyine 14-18 yaşlar arasında varılır. Zihinsel güç 30 yaşa
kadar bu düzeyde kalır. Daha sonraki yaşlarda yeni malzeme öğrenmedeki
başarı yavaş olarak azalmaya başlar, ancak öğrenilen bilgiler
kaybolmaz tam tersine yaş ilerledikçe, deneyimden dolayı edinilen
bilgiyi kullanmadaki beceri artar. Zekanın Soyaçekim ile İlgisi Doğuştan gelen zekanın değerlendirilmesi için
bilinen bir yöntem yoktur. Kalıtımla çevre arasındaki ilişki
birbirinden ayrı ve uzakta yetiştirilen ikizlerin davranış ve başarılarının
incelenmesiyle bir ölçüye kadar belirlenebilir. Tek yumurta ikizlerinin
kalıtımı, birbirlerinin aynıdır. Doğumdan itibaren birbirlerinden
farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin ve aynı evde yetişen
çift yumurta ikizlerinin zeka puanlarının karşılaştırıldığı bir
araştırmada, değişik çevrelerde yetişseler bile, kalıtımı aynı
olan tek yumurta ikizlerinin zekalarının, aynı çevrede yetişip, kalıtımları
birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinin zekalarından daha çok
birbirlerine benzediği ortaya çıkmıştır. Bir başka araştırmada ise, bebek iken evlat edinilen
çocukların zekalarını, üvey anne-babalarının zekaları ve ayrıca
doğal anne-babalarının zekaları ile karşılaştırmışlar ve bu çocukların
zeka puanlarının doğal ana-babalarınkine daha çok benzediği görülmüştür.
Bunun gibi çok sayıda yapılan araştırmalar, kalıtımın zeka gelişmesinde
önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Zeka ve Çevre Zekanın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak
çevrenin de zekaya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri
birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki zeka
farkı da o denli fazla olmaktadır. Ana-baba evi zihinsel gelişmeyi etkilediği
istatistiklerle gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip
ailelerden gelen çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan araştırmalarda,
yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen çocukların diğerlerine göre
daha başarılı oldukları saptanmıştır. 1700 ve 1910 yılları arasında yaşayan 4421 ünlü
kişinin kökenini inceleyen bir araştırma sonucunda bu kişilerin % 83'ünün
üst tabakadan ve ancak %16'sının alt tabakadan geldiğinin ortaya çıkması,
çevre faktörünün önceki yüzyıllarda çok daha önemli bir etken
olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar başarı ve zeka birbirinden
farklı olsa da, başarıda zekanın önemli bir payı olduğu göz önüne
alınacak olursa bu bize zeka hakkında da bilgi verir. Zekaya çevrenin etkilerinin arasında çevreden
etkilenen kişilik yapısı, sosyo-psikolojik çevre, dil yeteneği ve güdü
sayılabilir. Kaygılı ve korkak çocuklar problem çözerken yapılan işe
dikkatlerini vermede güçlük çekerler ve dolayısı ile zeka
testlerindeki başarı düşük olur. Bir başka etken de, ailelerinin beklentilerinden dolayı
orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların diğerlerine göre
daha güdülü olmaları ve test sırasında daha fazla gayret sarf
etmeleridir. Diğer koşullar eşit tutulduğunda orta ve yüksek
sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilerin zeka puanları, düşük
sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilere kıyasla daha yüksek olmaktadır.
En düşük ile en yüksek sosyo-ekonomik düzey arasındaki puan farkı
20'ye kadar çıkmaktadır. Zekası yüksek kişiler daha iyi eğitim görmekte,
kazançlı meslek sahibi olarak daha yüksek bir ekonomik düzeye erişmektedir.
Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları daha fazla öğrenme
olanağına sahiptir, bunlar ilerisi için daha iyi başlangıç koşulları
elde edebilmektedir. Zeka testlerinde sözel bölümlerin bulunması, eğitim
seviyesi yüksek kişilerin daha yüksek puan almasına yardım
etmektedir. Dolayısı ile burada hem kalıtımsal hem de yetişme tarzından
gelen bir avantaj söz konusudur. Zeka ve Başarı Üstün zekalı bir bireyin toplumda bununla orantılı
olarak başarılı olacağı varsayılırsa da, kimi zaman denetlenemeyen
dış etkenler nedeniyle uzun vadeli tahminler geçersiz çıkabilir.
Zekanın toplumsal başarıya dönüştürülebilmesini sağlayan
mekanizma henüz yeterince anlaşılamamıştır. Çocukluk döneminde yapılan
başarı testlerinin aynı dönemde yapılan IQ testleri ile benzer sonuçlar
verdiği görülürse de, yaşamın ileri ki yıllarında ortaya çıkacak
davranış kalıplarının tamamen bu sonuçlarla belirlenmesi mümkün değildir. Zeka Testlerinin Tarihçesi Eski Çin ve Yunan kayıtlarından elde edilen bilgiler
ışığında, 2000-2500 yıl önce bile zihinsel, kişisel ve fiziksel
farklılıkları ölçmek üzere girişimler olduğunu anlıyoruz. Zeka
testleri konusundaki sistematik ve bilimsel çalışmalar ancak 19. yüzyılın
sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlamış, İngiltere'de Fransis
Galton, Almanya'da Emil Kraeplin ve Fransa'da Fred Binet bu konuda araştırmalar
yapmışlardır. İlk formal IQ testi bu yüzyılın başında, Fransız hükümetinin,
okuldan yararlanamayacak kadar durgun zekadaki çocukların yeterli zeka
potansiyeli olduğu halde gerekli çabayı göstermedikleri için başarısız
olan çocuklardan ayırt edebilmek amacıyla Binet ve Simon'dan zeka testi
geliştirmelerini istemesi üzerine ortaya çıkmıştır. Binet, çocukların hangi yaşlarda hangi becerilere
sahip olduklarını inceleyerek ilk test maddelerini oluşturdu ve bu test
maddelerini çocuklar üzerinde denedi. Her yaş için, o yaştaki çocukların
%60'ının başardığı maddeler, o yaş için test maddesi olarak
belirlendi. Bu ölçüme göre bir çocuk, kendi yaşıtlarının
yapabildiklerini yapabiliyorsa normal zekalı, daha küçüklerin
yapabildiklerini yapabiliyorsa geri zekalı, kendinden büyük zekalıların
maddelerini yapabiliyorsa ileri zekalı olarak değerlendirildi. Böylece
1908 yılında Binet-Simon adı altında ilk zeka testi ortaya çıktı.
Bu test daha sonra çeşitli tarihlerde ve en son olarak ta 1986 tarihinde
yenilendi. Bunlardan 1937 tarihindeki yenileme, Stanford üniversitesinde
yapılmıştı, ve testin bu tarihten sonraki adı Stanford-Binet oldu.
1986 tarihinde geliştirilen test Stanford-Binet Sürüm 4 olarak anılmaktadır. Zeka tesleri konusunda Terman, Cattell, Spearman,
Stern, Thorndike, Thrustone ve Wechsler bilinen diğer önemli isimlerdir Günümüzde en yaygın olarak kullanılan Binet ve
Wechler testlerinde öğrenme, soyutlama ve yeni durumlara uyum gösterme
kapasitesini ölçülmeye çalışılmakta ve sonuç, zeka yaşının
kronolojik yaşa oranı olan zeka bölümü (Intelligence Quotient- IQ)
olarak elde edilmektedir. Çeşitli Zeka Alanları Günümüzde en yaygın testler olan Stanford-Binet ve
WAIS-R testlerinde zeka ölçümü için Binet'in geliştirdiği yöntem
kullanılmasına karşın, zekanın ne olduğunun tanımlanmasında
eksiklikler bulunmaktadır. Binet ekolünde zeka, kişinin test sonuçlarında
aldığı derece ile ölçülmektedir. Bu zekayı ölçmek için pratik
bir yaklaşımdır ve kişilerin performanslarını anlamaya yöneliktir,
ancak bu testler zekanın doğasını anlamak için fazla ipucu vermezler.
Araştırmacılar zekanın doğasını anlamak üzere de çalışmaktadırlar.
En çok sorulan sorulardan biri zekanın tek bir faktörden mi yoksa bir
kaç bileşenin bir araya gelmesiyle mi oluştuğudur. İlk psikologlar,
zekanın ve genel bir g-faktörü olarak adlandırılan genel bir mental
faktörden oluştuğunu varsayıyorlardı. Bu faktörün, zekanın her bir
yöndeki performansını etkilediğini varsayarak, zeka testinin bu g-faktörünü
ölçmeye yönelik olduğunu kabul ediyorlardı. Daha sonraki araştırmacılar
akıcı zeka ve kristalize zeka olmak üzere zekanın iki çeşidi bulunduğunu
öne sürdüler. Akıcı zeka, yeni problemleri ve durumları başarıyla
ele alabilme yeteneğini, kristalize zeka ise bilginin saklanması,
beceriler, akışkan zekanın kullanılması ve tecrübelerden elde
edinilen stratejileri kapsamaktadır. Diğer bir kısım bilim adamı ise zekanın daha çok
bölümlerden oluştuğunu ileri sürmüştür. Örneğin, Howard Gardner
belirli alanlarda olağandışı başarılar sergileyen insanların
yeteneklerini inceleyerek yedi değişik zeka alanı olduğunu savunmuştur.
Aşağıda açıklanan bu zeka alanlarının her biri diğerinden bağımsız
olmasına karşın, herhangi bir aktivite bu zeka alanlarından bir kaçının
aynı anda aktif hale geçirilmesiyle oluşmaktadır: 1. Müziksel Zeka: müzik ile ilgili şeylerdeki beceri 2. Bedensel Kinestetik Zeka: tüm bedenin veya çeşitli
bölümlerinin bir problemin çözümünde, bir üretim veya gösteri sırasında
kullanılması ile ilgili becerilerdir; dans etme, atletizm, aktörlük,
operatörlük gibi beceriler buna örnek gösterilebilir 3. Mantık-matematik zekası: problem çözme ve
bilisel düşünmedeki beceriler 4. Dilsel Zeka: Bir dilin kullanımı ve o dilde
eserler üretme ile ilgili beceriler 5. Uzaysal-Konum Zeka: Mimarların, ressamların,
heykeltıraşların veya uzay-konum durumlarını anlamadaki becerileri 6. Kişiler Arası Iletişim: Diğer kişilerle etkileşimde
diğerinin ruh halini, isteklerini, niyetlerini anlamadaki beceriler 7. Içeyönelik Zeka: bir kişinin iç dünyasındaki yönelimlerini
anlaması, duygularına erişebilmesi becerisidir Gardner'in her bir zeka alanını açıklamak üzere
verdiği örnekler arasında Yehudi Menuhin, T.S. Elliot, Anne Sullivan,
Virginia Wolf gibi ünlüler yer almaktadır. Yehudi Menuhin San Fransisco Orkestrasının konser
salonuna gizlice sokulduğunda 3 yaşındaymış. Orada Louis Persinger'in
violin çalışından çok etkilenen Menuhin, yaş gününde bir violin alınması
ve Louis Persinger'in hocası olması için inatla direnmiş. Her ikisini
de elde eden Menuhin, 10 yaşına geldiğinde uluslararası üne sahip bir
yorumcu olmuştu. T.S. Eliot 10 yaşındayken, Fireside adında bir
magazini tek başına çıkarmış, üç günlük bir kış tatili sırasında
derginin 8 sayısını hazırlamıştı. Anne Sullivan sağır ve kör Helen Keller'in eğitimine
başladığında bu iş, diğer kişilerin yıllarca vaktini alacak
zorluktaydı. Bu işe girişmesinden daha iki hafta sonra büyük ilerleme
kaydetti, bu süre içerisinde vahşi bir yaratık narin bir çocuğa dönüşmüştü. Virginia Wolf "A sketch of the Past" adlı
eserinde, kendi iç yaşamına bakışın iyi bir örneğini sergilemekte,
bu eserinde çocukluğundan kalan ve olgunlaşmasına rağmen hala şok
etkisinden kurtulamadığı bir çok özel anısına yönelip, onlara karşı
tepkilerini başarılı bir biçimde açıklamaktadır. Zeka Testlerinin
Eleştirisi Zeka testleri konusundaki en önemli tartışmalardan
biri zekayı oluşturan zihinsel yeteneklerin tanımlanması ve IQ'nun bu
yetenekleri yeterince yansıtıp yansıtamayacağı üzerinde yoğunlaşmış,
testin hazırlanması ve standartlaştırılmasında kültürel önyargıların
olabileceği ileri sürülmüştür. Sosyoekonomik düzeyi yüksek çocukların
test sonuçlarının da daha yüksek çıktığı saptanmıştır. Sosyo-
ekonomik durum, öğrenim olanakları, hatta testin uygulandığı koşulların
bile test sonuçlarını etkileyebileceği düşünülür. İyi eğitim görmüş
kişilerin kelime bilgisi daha fazladır, bütün zeka testleri sözel ağırlıklı
olduğundan, bu kişilerin zeka testlerinde eğitimi az kişilerden daha yüksek
bir puan alması doğaldır. Bütün zeka ölçeklerinde kültürel yanlılık
söz konusudur. Bu testler meslek sahiplerine yanlılık gösterir. Zeka
testleri psikologlar tarafından hazırlanmaktadır, dolayısıyla bu
meslek grubuna yanlılık yansıtır. Günümüzde kullanılan zeka testleri, zeka hakkında
bilinen bütün nitelikleri kapsamaktadır. Bu testler, çeşitli zeka düzeyindeki
kişileri ayırt edebilmekte, farklı kültürler için çeşitli normlar
geliştirilmiş ve bu testler zeka hakkındaki yeni bilgiler ışığında
ve yeni malzemeler kullanıma girdikçe daha da geliştirilmektedir. Ayrıca, bireyin doğuştan gelen yeteneklerini daha doğru
yansıtan ve kültürel yapıdan etkilenmeyecek testler geliştirilmesine
yönelik çalışmalar da yapılmaktadır. Bilinen Zeka Testleri Çok kesin sonuçlar vermese de Stanford-Binet ve
Wechsler ölçekleri gibi testler zekanın ölçülmesini sağlar. Bu
testler bireyin zeka yaşının kronolojik yaşına oranı olan Zeka Bölümünü
(Intelligence Quotient- IQ) ölçmeye yarar ve zekanın dışavurumlarının
kabaca bir görüntüsünü çizer. Günümüzde en çok kullanılan 4. sürüm
Stanford-Binet testi zekayı üç aşamalı hiyerarşik bir model olarak
ele almaktadır: I. Aşama: G faktörü: Zekayı bir bütün olarak
etkilediği varsayılan g-faktörünü elde etmek üzere uygulanan test
sorularından oluşur. II. Aşama: a) Kristalize yeteneklerin ölçülmesi: b) Akıcı-Analitik yeteneklerin ölçülmesi c) Kısa Süreli Bellek yeteneklerinin ölçülmesi III Aşama: Sözel yargılama, sayısal yargılama ve
soyut/görsel yargılama yeteneklerinin ölçülmesine yöneliktir. Wechsler testi de yine çok kullanılan testler arasındadır.
Amerikalı psikolog David Wechsler tarafından geliştirilen bu test daha
çok WAIS-R (Wechsler Adult Intelligence Scale-Revisted) adı altında
bilinmektedir. Bu testin çocuklar için geliştirilen sürümü ise WISC
III (Wechsler Intelligence Scale for Chilren-III) adıyla anılmaktadır.
WAIS-R ve WISC-III testlerinde sözel ve sözel-olmayan iki temel bölüm
yer almaktadır. Her iki bölümdeki sorular birbirinden tümüyle farklı
niteliktedirler. Sözel kısımda kelimelerin sözlük tanımı veya bir cümlenin
yorumlanması ya da bir matematik sorusu gibi daha bilindik türden
problemler yer alırken, sözel-olmayan kısımda resimlerin mantık sırasına
göre dizilmesi, küçük nesne parçalarının birleştirilmesi gibi şeyler
istenmektedir. Kişilerin sözel ve sözel-olmayan bölümlerdeki başarıları
genellikle birbirine yakın olmasına rağmen, dilsel bozukluk gösteren
kişilerde veya başka türden çevre etkilerine maruz kalmış kişilerde
iki kısım arasında büyük farklılıklar gözükebilmektedir. WAIS-R
ve WISC-III testlerinde her iki bölüm için değişik bir puan verilmesi
kişilerin özel yetenekleri hakkında daha detaylı bilgi edinmemizi sağlar. Stanford-Binet , WAIS-R ve WISC-III testlerinin tümünde,
konuyu bilen bir kişinin testi özel olarak kendisinin uygulaması
gerekmektedir, bu açıdan testlerin uygulanması zor ve zaman alıcıdır.
Yeni geliştirilen bazı testler grup halinde uygulamaya izin vermektedir.
Bu tür testlerde cevaplar testi uygulayana doğrudan verilmez, kalem ve
silgi kullanılarak test kağıdı üzerinde verilir. Bu tür testlerin
toplu halde uygulanabilmesi bir avantaj sağlarken, cevapların sadece yazılı
olarak verilebilmesi, sorulacak soru türleri üzerinde kısıtlamalara
sebep olmaktadır. Aşağıda sadece uzmanlar tarafından kullanılmak üzere
geliştirilmiş ve sadece uzmanlar tarafından satın alınabilecek diğer
yedi test hakkında bilgi verilmiştir. TESTIN ADI AÇIKLAMA HAWIE: Hamburg Intelligenztest für Erwachsene Bu test, 1939’daki Wechsler-Bellevue Adult
Intelligence Scale’ın Almanca işlenmiş ve standartlaştırılmış
şeklidir. Almanca metin “Die Messung der Intelligenz
Erwachsener” olarak 1956’da Verlag Hans Huber, Bern ve Stuttgart
‘da yayınlanmıştır. IST: Intelligenz-Struktur Test Bu test, 1953’de R. Amthauer tarafından,
Verlag für Psychologie Dr. C. J. Hogrefe, Göttingen’de yayınlanmıştır. AIT: Analytischer Intelligenz test Bu Alman testi, R. Meili tarafından geliştirilmiş
ve 1966’da Verlag Hans Huber, Bern ve Stuttgart ‘da yayınlanmıştır. LPS: Leistunsprüfsystem Bu Alman testi, W. Horn tarafından geliştirilmiştir.
1962’de Verlag Dr. C. J. Hografe, Göttingen’de yayınlamıştır. Stanford-Intelligenz Test Bu Amerikan testi, H. R. Lücketr tarafından
Almanya için gözden geçirilmiş ve 1957’de Verlag Dr. C. J.
Hogrefe , Göttingen’de yayınlamıştır. Progressive Matrices Bu Amerikan testi, ilk kez 1938’de J. C. Raves
tarafından N. K. Lewis Co. Ltd. Londra’da basılrmıştır Figure Reasoning Test Bu Ingiliz testi, J. C. Daniels tarafından geliştirilmiş
ve 1949’da Crosby Lockwood Son Ltd. , Londra’da yayınlamıştır. Üstün Zeka Nedir? Zeka dağılım eğrisinin bir ucunda zeka geriliği gösteren
kişiler yer alırken diğer ucunda ise üstün zekalı kişiler yer
almaktadır. Toplumun oluşturan kişilerin ancak %2'lik bir bölümü 130
ve üstündeki IQ derecesine sahiptir. IQ derecesi 140'ın üzerine çıkıldığında
bu oran % 0.2 ye düşmektedir. Üstün zekalıların tipik örnekleri onları sakar,
utangaç, sosyal açıdan akranlarıyla uyumsuz gibi gösterse de bir çok
araştırma onların tam tersine bir çok şeyi ortalama insandan çok
daha iyi yapabilen, iyi uyumlu, sevilen kişiler olduğunu ortaya koymuştur. Lewis Terman tarafından yapılan 1920 yılında başlatılan
bir çalışma halen devam etmektedir. Bu çalışmada IQ derecesi 140'ın
üzerinde olan 1500 üstün zekalı çocuktan oluşan bir grup 60 yıl
boyunca düzenli aralıklarla takip edilmektedir. Başından itibaren bu
gruptaki kişiler fiziksel, akademik ve sosyal açıdan, normal akranlarına
göre daha ileride olmuşlardır. Genellikle daha sağlıklı, daha uzun,
daha ağır ve daha kuvvetli oldukları gözlenmiş, okulda daha başarılı
olmuşlar ve normal kişilere göre daha iyi sosyal uyum sergilemişlerdir.
Bütün bu avantajlar, kariyer başarısına dönüşmüş, bu kişiler
normal insanlara göre daha çok ödül almış, daha fazla maddi gelir
elde etmiş, sanat ve edebiyata daha fazla katkıda bulunmuşlardır. Örneğin
bu gruptaki kişiler 40 yaşına geldiklerinde, toplam olarak 90 kitap,
375 oyun ve kısa hikaye, 2000 makale yazmışlar, 200 üzerinde patente
imza atmışlardır. Hepsinden önemlisi bu kişiler hayattan tatmin
olduklarını diğer kişilere göre daha fazla belirtmişlerdir. Bu çalışma diğer yandan, üstün zekalı olmanın
her zaman başarılı bir grafik çizmeyi garantileyemeyeceğini de göstermiştir.
Terman'ın incelediği grupta bazı önemli başarısızlıklara da
rastlanmıştır. Başka çalışmalardan da anlaşıldığı üzere üstün
zeka her alanda düzgün bir dağılım göstermemektedir. Yüksek IQ
derecesine sahip bir kişinin akademik konularda ille de başarı göstermesi
gerekmemekte, ancak konulardan bir veya bir kaçında olağandışı bir
üstünlük sergileyebilmektedir. Yüksek bir IQ derecesi, her şeyde başarı
anlamını kesinlikle taşımamaktadır. Yapay Zeka Yapay zeka bir bilgisayarın ya da bilgisayar denetimli
bir makinanın, genellikle insana özgü nitelikler olduğu varsayılan akıl
yürütme, anlam çıkartma, genelleme ve geçmiş deneyimlerden öğrenme
gibi yüksek zihinsel süreçlere ilişkin görevleri yerine getirme
yeteneği olarak kabaca tanımlansa bile yapay zeka kavramı üzerinde çok
tartışılan, bir konudur. 'Yapay' kelimesinin buradaki anlamını basitçe yaşayan
bir organizma değil bir bilgisayar tarafından yerine getirilme olarak,
'zeka' ise bilgi ve akıl yürütme yeteneklerinin bir amacı olan
etkinlerin gerçekleştirilmesinde kullanılması olarak tanımlayacak
olursak, bu gün makineler zeki olarak sınıflandırılabilecek bir çok
şey yapabiliyorlar. Yapay zeka araştırmacıları temelde 'makinelerin
yarın yapabileceklerini' artırmak üzere bilgisayar yeteneklerinin sınırlarının
genişletmeye uğraşıyorlar. Bilinç, sınıflama yeteneği ve seçme yeteneği zeki
davranışın yapı taşlarını oluşturmaktadır. Yapay zeka konusundaki
araştırmacılar bilgisayarların bu alanlardaki yeteneklerini geliştirmek
üzere büyük adımlar atmaktadırlar. Yapay zeka konusundaki araştırmalar sayısal
bilgisayarların 1940'lı yıllarda geliştirilmesiyle birlikte başladı.
Bunu izleyen yıllarda bilgisayarların çok karmaşık mantıksal işlemler
içeren satranç oynama, teorem kanıtlama gibi problemleri ustalıkla
çözebilecek şekilde programlanabilecekleri ortaya konuldu. ancak bu
yetenek, yüksek zihinsel işlemler yapabilme gücünden çok, simgeler üzerinde
çok sayıda işlemi büyük bir hızda gerçekleştirebilme gücünden
kaynaklanıyordu. Henüz bilgisayarların insan zekasının çok uzağında
olduğu günümüzde, yapay zeka çalışmaları açısından çok önemli
bazı gelişmeler yapılmış olması konuda umut verici gözükmektedir.
Bunlar arasında karar verme, doğal dil anlama ve örüntü tanıma
alanlarındaki sonuçları sayabiliriz. Grafik görüntülerinin tanınması,
kavrama ve soyutlama gibi süreçleri içermesi dolayısıyla yapay zeka
kapsamındadır. Program yazabilen bilgisayar programlarının geliştirilmesi
konusu da yapay zekada umut veren çalışmalar arasındadır. Uzman sistemler olarak anılan bilgi tabanlı yazılım
sistemleri, belirli bir alanın önde gelen uzmanlarından derlenmiş
bilgilere dayanarak düzenlenmiş çok sayıdaki "eğer ... ise ....
dir" biçimindeki kuraldan oluşmaktadır. Bilgisayarların Ingilizce, Fransızca gibi doğal
dillerde verilen komutları anlamasını sağlayan programların yazılımında
da önemli gelişmeler olmuştur. Ayrıca bir dilden diğerine tercüme,
veya sözlü komutu anlayarak yerine getirme gibi uygulamalarda
bulunmaktadır.
|